Geçen hafta Kyoto'daydım. Nanzen-ji'nin avlusunda, yosun tutmuş taş yolların arasından yürürken bir keşişin bahçeyi düzenleyişini izledim. Acelesiz, sessiz, tekrar eden el hareketleriyle kuma şekil veriyordu. İşin kendisi (çakılı tırmıklamak) birkaç dakikalık bir şeydi; ama yapış biçiminde bir hayat görüşü olduğunu düşündüm. Türkiye'ye döndüğümde bilgisayarın başına geçtim ve her zamanki işlerime, tasarım ve web uygulamaları kurmaya geri döndüm. Son bir yıldır vibecoding yaparak, bir arayüzü, bir akışı tek satır CSS, HTML yazmadan, çoğunlukla niyetimi tarif ederek ayağa kaldırıyorum. Bazen işler yolunda gidiyor ve çok hızlı birkaç turda istediğim sonucu alıyorum bazen hem ben hem kod hem iş hem akış çok fazla karışıyor ve içinden çıkılamaz hale geliyor. Bu çıkmazı farkedince aklıma Zen Bahçesi geldi.
Baştan kabul edeyim: kuracağım paralellik zorlama, belki fazla şiirsel bir benzetme; bir iddia kesinlikle değil. Yine de Japonya'da gördüğüm süreç tasarımı ile son bir yıldır çalışma biçimim olan vibecoding aynı meseleye, aynı pratiğedokunuyor. Şunu da söyleyeyim bu yazıda kurmaya çalıştığım ilişki bir noktada çatlıyor. Açıkçası bu çatlamayla daha çok ilgileniyorum.
"Yapılmaz, icra edilir"
Japonya'da defalarca fark ettiğim bir şey vardı: bir işi bitirmekle onu icra etmek ayrı şeyler. En net gözlemlediğim günlük hayat pratiği Tokyo'da küçük bir yol çalışmasında oldu. Bir yol kazısı vardı; başında sekiz on yönlendirici, trafiği ve yayayı titizlikle koordine ediyorlardı. Batılı bir verimlilik gözüyle bu israftı; iş üç kişiyle dönerdi. Ama kutsanan şey işin kendisi değil, doğru biçimde icra edilmesiydi. Elbette o doğrunun altında güvenlik ve herkesin konforuna saygı gibi japonlara özgü aşırı seviyede kriterler yatıyor.
Bunun merkezinde bir kavram var: kata (型). Bir hareketi o kadar tekrarlarsın ki hareket ile sen arasındaki sınır kalkar. Çay töreni de budur, kılıç da, suşi ustasının eli de. Ona eşlik eden bir shokunin (職人) ahlakı var; zanaatkârın en sıradan işi bile kusursuzlaştırmayı bir varoluş meselesi sayması. Arkasındaki sezgiyi Zen ressamlığı anlatıyor; Bashō'ya atfedilen o söz: "Çamı öğrenmek istiyorsan çama git, bambuyu öğrenmek istiyorsan bambuya git." Ressam kendini siler, konuya dönüşür. Mesele çizimi bitirmek değil, çizme eyleminin içinde erimek. İş "yapılmaz", icra edilir. "Biçim içerikten önce gelir". Bu cümleyi aklımda tutarak döndüm, ve vibecoding yaparken onun başka bir kılıkta karşıma çıktığını gördüm.
Yazmaktan değerlendirmeye
"Vibecoding"i Andrej Karpathy Şubat 2025'te ortaya attı: kodu satır satır yazmak yerine ne istediğini doğal dille tarif ettiğin, nasıl yazıldığını yapay zekâya ajanlarına bıraktığın bir çalışma biçimi. Karpathy'nin kendi tarifiyle, "kodun var olduğunu bile unutursun." 2026'da bu artık bir meme değil: Stack Overflow'un 2025 geliştirici anketinde profesyonellerin yarıdan fazlası (%51) her gün bir AI aracı kullandığını, büyük çoğunluğu (≈%84) bir biçimde kullandığını söylüyor.
Önemli bir incelik var. Vibecoding programlama bilgisini ortadan kaldırmıyor; o bilginin uygulandığı yeri değiştiriyor. Beceri artık "döngüyü nasıl yazarım"da değil, "sistemi nasıl tarif eder, parçalara böler, yanlış gittiğinde nasıl yakalarım"da. İş, kod yazmaktan tasarıma ve değerlendirmeye kayıyor. Ve bu değerlendirme, "bu ürün yanlış hissettiriyor ama nedenini henüz söyleyemiyorum" diyebilen bir sezgiyi gerektiriyor; tam da koan'ın aklı zorlayıp öne çıkardığı bilme biçimi. İşte bu kayma, beni Kyoto'ya geri götürdü.
İki paralellik
1. Dikkat
Vibecoding'i deneyimleyenler neredeyse hep aynı şeyi anlatıyor: bir akış hali. Saatler kayboluyor, koda değil probleme bakıyorsun, kafanı kaldırdığında dışarısı kararmış ve kurmak istediğin şey bir şekilde kurulmuş. Kyoto'da Nanzen-ji'deyken Rinzai Zen üzerine araştırdım; Zen'in en sert kolu: uzun sessiz oturuşlar, koan'lar, mantığın bilerek devre dışı bırakılması. Amaç akılla çözmek değil, aklı durdurup sezgiyi öne çıkarmak. Samuraylar bu yüzden severmiş: savaşta hesap yapacak zaman yoktur.
Benzerlik çarpıcı. Zazen'de nefes seni düşünceden çıkarıp sezgiye sokuyor; vibecoding'de de en iyi işi, paradoksal biçimde, detaya değil genel planı düşünmeye başlayınca çıkarıyorsun. Sentaksla uğraşmayı makineye verince zihnin sadece "ne" üzerinde kalıyor, "nasıl" geri çekiliyor. Bashō'nun ressamı gibi: araç (dil, framework, boilerplate) şeffaflaşıyor, geriye konunun kendisi kalıyor. Çamı öğrenmek istiyorsan çama gidersin; bir ödeme akışı kurmak istiyorsan ödeme akışına gidersin, Stripe'ın dökümantasyonuna değil. İkisi de aynı dikkat ekonomisi: enerjiyi mekanikten alıp niyete aktarmak.

2. Tekrar
Kata'nın kalbinde tekrar var, ama kör bir tekrar değil; her turda formu biraz daha içine alır, biraz daha düzeltirsin. Çay ustası binlerce kez aynı hareketi yapar; her seferinde aynı, ama her seferinde biraz daha o. Kum bahçesini tırmıklayan keşiş de yarın deseni bozup yeniden çizecek. Önemli olan desenin kalıcılığı değil, çizme eyleminin sürekliliği.
Vibecoding'in döngüsü tıpatıp bu: tarif et, çıkar, beğenme, boz, yeniden tarif et. Prompt → üretim → değerlendirme → yeniden prompt. Kod tek seferde "doğru" yazılan bir metin değil; defalarca bozulup yeniden kurulan bir biçim. İyi yapanların öğüdü de bu: "bütün checkout akışını kur" deme; "sepet veri modelini kur" de, sonra üstüne ekle, boz, düzelt. Bir adım ileri gideyim: kum bahçesi doğanın bir simülasyonu: tırmıklanmış çakıl suyu, kayalar adaları temsil eder; keşiş elinde tırmıkla bir denizi hayal eder ve kurar. Vibecoding de boş bir termianl penceresinde bir sistemi, bir akışı, bir kullanıcı yolculuğunu hayal edip onu kelimelerle inşa etmek. İkisinde de önce zihinde bir model kuruyor, sonra elinin (ya da promptun) altında onu maddileştiriyorsun. Kurma eyleminin yapısı aynı. Yine zorluyorum, farkındayım; ama benzerliklerin peşimi bırakmayacağım :)
Paralellik nerede çatlıyor
Şimdi başta söz verdiğim çatlağa geldim. İki benzerlik de tam da en çok benzeştikleri yerde, tekrarda çatlıyorlar.
Keşişin tekrarı zamansızdır ve kendisi amaçtır. Bahçeyi her sabah yeniden tırmıklamak bir varış değil, yolun ta kendisi; ortada "daha hızlı tırmıkla" diyen bir rakip, bir pazar, bir yatırımcı yok. Yavaşlık bir kusur değil, pratiğin özü. Vibecoding ise bambaşka bir dünyada yaşıyor: önce çık, hızlı yinele, rakipten önce yayına al. Burada yavaş ve amaçsız tekrar bir lüks, çoğu zaman bir risk. Zen'in kutsadığı şey, piyasanın cezalandırdığı şey.
İkinci çatlak daha da somut. Keşişin tekrarının bir bedeli harcadığı tek şey zaman, o da zaten amacın kendisi. Senin her döngün ise (tarif et, üret, beğenme, boz, yeniden tarif et) token yakar, kota tüketir, fatura çıkarır. "Boz ve yeniden yap" kata'da bedava bir ibadet; yapay zekâ döngüsünde bir maliyet kalemi. Paralelliğin en şiirsel olduğu yer, tam da en maddi yerinden çatlıyor: birinin tekrarı bedelsiz ve kutsal, ötekininki ölçülü ve pahalı.
Üstelik bu bedelin görünmeyen bir yüzü var. Hız uğruna özeni atlamak ucuz ve hızlı görünür; oysa ertelenmiş bir borçtur. Somut olarak: bir kimlik doğrulama akışı kurdurdun. Çalışıyor: giriş, çıkış, testler yeşil. Kabul ettin, sonrakine geçtin. Ama üretilen kod token'ı yanlış yerde saklıyor, bir API anahtarını koda gömmüş, ya da elle yazılırken özenle çözülen bir kenar durumunu (eşzamanlı oturum, süresi dolmuş token yenileme) hiç hesaba katmamış olabilir. Fark etmedin, çünkü döngüyü "çıktı doğru görünüyor mu" üzerinden çevirdin, "bu kod hangi varsayımlara dayanıyor" üzerinden değil.

Burada Zen’den ayrılıyoruz
Bu varsayımsal değil, ölçülmüş bir örüntü. Veracode'un 2025 GenAI güvenlik raporu, 100'den fazla modeli sınadığında AI üretimi kodun %45'inin bir güvenlik açığı içerdiğini buldu. CodeRabbit'in Aralık 2025'te 320 AI-katkılı pull request'i 150 insan-yazımı PR'la karşılaştıran analizi, AI'lı PR'larda 1,7 kat daha fazla sorun ve 2,74 kat daha fazla güvenlik açığı gösterdi. USENIX Security 2025'te sunulan bir çalışma ise 16 modelle üretilen 2,2 milyon örnekte, paket önerilerinin yaklaşık %20'sinin var olmayan paketler olduğunu (200 binden fazla benzersiz "halüsinasyon paket") ve bunların büyük kısmının tekrar tekrar aynı şekilde uydurulduğunu, yani rastgele değil sistematik olduğunu ölçtü. Sırlar da öyle: AI destekli commit'ler gizli anahtarları, insan-yazımı commit'lerin iki katından fazla oranda sızdırıyor. Makinenin doğası bu: "şimdi çalışsın"a göre optimize ediyor, "altı ay sonra biri bunu güvenle değiştirebilsin"e göre değil. O ikinci yükü taşıyan sensin.
İlginç olan, sektörün bunu zaten hissetmesi. Aynı Stack Overflow anketinde AI'a duyulan güven tüm zamanların en düşüğünde, ve geliştiricilerin %66'sı en büyük sıkıntısını "neredeyse doğru ama tam değil" çıktılarla uğraşmak diye tanımlıyor. Akış sürüyor, ama altındaki kavrayış boşalıyor.
Burada geri dönüyoruz
Bashō'nun ressamına dönelim. Ressam fırçayı unutur, çam olur; tekniği görünmezleşir çünkü konuyu içine almıştır. İyi vibecoding'de amaç budur: sentaksı unutursun ama sistemi anlarsın; kodu satır satır okumasan bile neyin nasıl kurulduğu kafanda berraktır, çünkü onu önce zihninde kurmuşsundur, makine yalnızca daktilo etmiştir. Boşalmış halinde ise tam tersi: niyeti tarif edersin, çıkanı görürsün, "iyi" dersin; ama o "iyi" bir kavrayışa değil bir izlenime dayanır. Çamı görmemiş, sadece tarif etmişsindir. İşin sinsi yanı, bu ikisinin dışarıdan ayırt edilememesi: aynı akış, aynı hız, aynı tatmin. Fark yalnızca tek bir anda ortaya çıkar: sistem kırıldığında. Sistemi gerçekten kafasında kurmuş olan nereye bakacağını bilir; yalnızca onaylamış olansa makineye dönüp "düzelt" demekten başka bir şey yapamaz, çünkü düzeltilecek şeyin ne olduğunu hiç bilmemiştir.
O zaman ne yapmalı
Buradan "vibecoding kötü, elle kod yazın" çıkmıyor. Çıkan şey daha incelikli: bu gerilimde nasıl nefes alınacağını öğrenmek. Üç yol görüyorum.
Özeni seçici kullan. Her şeye kata uygulanmaz; özeni, kavrayışın gerçekten kritik olduğu yere koy: kimlik doğrulama, ödeme, veri modeli. Gerisinde hız serbest kalsın. Keşiş de bahçedeki her taşı değil, deseni tırmıklar.
Token kısıtını bir disipline çevir. Madem her tekrarın bir bedeli var, tarif etmeden önce sistemi zihninde kur (bahçeyi hayal et). Bu hem token tasarrufu hem kavrayış; kısıt, seni zaten Zen'in "önce zihinde, sonra elde" disiplinine itiyor. Makine icra etsin, ama kavrayış sende kalsın.
Hızı yeniden tanımla. Anlamadan hızlı gitmek, sonra teknik borç ve güvenlik açığı olarak daha pahalıya patlar; "hızlı" çoğu zaman ertelenmiş "yavaş"tır. Anlayarak giden, uzun vadede hem daha ucuz hem daha hızlıdır. Çıkanı körlemesine kabul etme; oku, anla, gerektiğinde boz; bu da kata'nın tekrarı. Yoksa elinde sadece tırmıklanmış çakıl kalır: desen var, deniz yok.
Kapanış
“Tekrar” bir “bedel”e dönüşünce, hâlâ bir ibadet kalır mı, yoksa yalnızca bir maliyet mi olur? Kurumsallaşmış tek tanrılı dinlerdeki ödül ceza mekanizmasında da benzer bir problem var ama bu konunun şimdilik saas bridge ve bu ekosistemle hiç ilgisi yok.
Nanzen-ji'nin avlusundan çıkarken aklımda bunlar vardı. Belki bir keşişin tırmığıyla benim klavyem arasında kurduğum bağ baştan sona zorlamaydı ama aynı soruyu şimdi ekranın başında soruyorum. Vibecoding bize muazzam bir akış veriyor: hızlı, akışkan, neredeyse meditatif. Ama o akışı anlamlı kılan şey hâlâ insanın kavrayışı, dikkati, sorumluluğu. Onu boşaltırsak, elimizde kusursuz görünen ama kimsenin gerçekten anlamadığı sistemler kalır. Doldurursak, belki de eski bir bilgeliğin yeni bir araçla devam edişine tanık oluruz: işin yapılmadığı, icra edildiği bir çalışma biçimi.
Kum bahçesini her sabah yeniden tırmıklamak gerekiyor. Mesele desenin kalıcılığı değil; çizme eyleminin, her seferinde, gerçekten orada olması.
Okuma önerileri
Bu yazı bir denemeyse, şu dört kitap onun dipnotları; aynı meseleyi benden çok daha derinden kazmış metinler.

Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı — Robert M. Pirsig
"Kalite nedir?" sorusunun peşinde bir baba-oğul motosiklet yolculuğu. Bu yazıdaki özen ve icra fikrinin kök kitabı.

Azın Bereketi — Andy Couturier
Modern hayatı bırakıp Japonya kırsalında sade bir yaşam kuran insanların portreleri. Azın bir yoksunluk değil, bir bolluk olabileceğini anlatıyor.

Co-Intelligence — Ethan Mollick
Yapay zekâ ile birlikte çalışmanın aklı başında, güncel bir rehberi. Makineyi romantize etmeden, onu bir "iş arkadaşı" olarak nasıl kullanacağını tartışıyor.

Akış (Flow) — Mihaly Csikszentmihalyi
Yazıda defalarca andığım "akış" halinin bilimsel kaynağı. İşin içinde kaybolmanın neden hem en verimli hem en tatmin edici an olduğunu açıklıyor.


