Bayram dönüşü sıkı bir motivasyonla çalışma tempomu artırıyorum. Tabi ki vakit geçtikçe bu motivasyon sönecek. Birbirimizi kandırmayalım, sen de kaybedeceksin. Motivasyon dediğimiz şey rutin oluşturmak için güzel bir başlangıç kaynağı, o kadar. Sonrası disiplin. Ama bu yazının konusu o değil.
Konumuz başka. Aklımda günlerdir göz kırpan küçük bir alan var ve sanırım yazınca rahatlayacağım.
Hatırlarsanız 2004'lü yıllar itibariyle her eve yavaş yavaş masaüstü bilgisayarlar girmeye başlamıştı. Hiç unutmam, 4. sınıftayım, karne pek iyi, hiç fire yok. Babam bunu bir ödül saymış olacak ki Evkur'a gitmiş, taksitli bir şekilde Casper marka kasa, ekran, klavye, mouse, ne bulduysa tam takır kuru bakır alıp eve gelmişti. O kutuların açılışı bende hâlâ bir bayram sabahı gibi durur.
O zamanlar Microsoft masaüstü işletim sistemlerini CD aracılığıyla gönderiyordu. Kendi başına kurmak çoğumuz için imkansızdı. Mahallemizde bilgisayar işleriyle haşır neşir biri vardı, geldi kurdu. Komşuluk hatırına para ödememiştik ama herkesin böyle bir tanıdığı yoktu.
Sonra o klasik döngü başlardı. Bilgisayar bir süre sonra yavaşlardı, peşi sıra format atma derdi gelirdi. Format atmayı bilen yoktu, yine birine başvururduk. CD çalar bir arabanız varsa, dinlemek istediğiniz müzikleri CD'ye yazdırmak için birine giderdiniz. Aynı kişi sizin için başka CD'lere oyun ya da program da yazardı. Oyun oynamak için internet kafeye giderdik ya da CD yazan dükkandan oyunu satın alırdık. Hatırladınız mı o günleri?
Şimdi bir saniye durun ve bütün bu masrafların ortak noktasına bakın. Hepsinin altında tek bir sebep yatıyordu: bilgi eksikliği. İnternet erişimi sınırlıydı, bilgi kıttı, biz de bilmediğimiz her iş için birine para öderdik. Format için, kurulum için, oyun için. Üst üste koyduğunuzda birkaç yılda bilgisayarın yarı masrafına yakın bir gider çıkardı. Ama ilginç olan şu: bu giderler kalıcı değildi. Bilgi yaygınlaştıkça, herkes kendi formatını atmayı öğrendikçe, internet eve girdikçe o ödemeler birer birer ortadan kalktı. Bilmediğimiz için ödüyorduk. Öğrenince ödemeyi bıraktık.
Burada bir dakika durup bir şey düşünmenizi istiyorum. 2022'nin başında hayatımıza giren GPT'lerle bütün bunların ne bağlantısı var?
Düşündüğünüzü farzederek devam ediyorum.
Aslında epey bir alakası var. GPT'ler bugünün masaüstü bilgisayarlarıdır. Bunu doğrudan bir kavram benzetmesi olarak alın, teknik bir eşitlik kurmuyorum. İkisinin birbirinden bağımsız şeyler olduğunu siz de biliyorsunuz, ben de. Ama o ilk dönemin ruhu birebir aynı.
Hikayeyi kafanızda canlandırın. Bir startup kurucususunuz ya da bir şirkette yöneticisiniz. Önünüzde böylesine yıkıcı bir inovasyon var ve ayak uydurmaya çalışıyorsunuz. Tıpkı 2004'te masaüstüne alışmaya çalışan o aileler gibi. Öğrenmek için kaynaklara, eğitimlere, hizmetlere ekstra paralar ödüyorsunuz. Çok detaya girmeyeceğim, çünkü benim aklımda canlanan tablonun sizin de tek doğrunuz olmasını istemiyorum. Ama ne demek istediğimi anladınız.
Şimdi asıl meseleye, yeni kullanım alışkanlıklarımıza gelelim.
GPT'ler hayatımıza girdiği andan itibaren, iş hayatı için söylüyorum bunu, uzmanların gün içinde en çok vakit geçirdiği alan haline geldi. Hatta sadece uzmanlar değil, orta düzey yöneticilere kadar uzanan bir alışkanlık bu. Bir aracın bu kadar hızlı bir refleks haline gelmesini son yıllarda pek görmedik.
Kendi adıma konuşayım. Tam zamanlı çalıştığım şirkette pazarlama operasyonlarımızın büyük çoğunluğunu Claude merkezli yürütüyoruz. Etrafında MCP ve CLI bağlantıları var; işin niteliğine göre kimi zaman terminalden, kimi zaman VSCode üzerinden ilerliyoruz. Bunu kişisel bir alışkanlık olmaktan çıkarıp bir ekip kültürü haline getirmeye çalışıyorum. Tabi ki şirketin barındırdığı kişisel verileri sisteme dahil etmeden, o sınırı titizlikle koruyarak. Genel hatlarıyla baktığımızda execution'un yüzde 80'ini bir GPT aracılığıyla yapar hale geldik.
Ama şunu erken öğrendim: bu kültürü sadece vizyonla inşa edemiyorsunuz. Vizyon güzel bir niyet, fakat onu sahada gerçeğe çevirecek doğru ortaklar olmadan havada kalıyor. Ve burada bir hizmet için para ödüyorsanız, bir ajansa, bir danışmana, bir uzmana, durup bir ayrımı netleştirmek istiyorum. Çünkü yazının bütün meselesi bu ayrımda gizli.
Yazının başında format atmak için, kurulum için, oyun için ödediğimiz paraları anlattım. O paranın tamamı bir cehalet vergisiydi. Bilmediğimiz için ödüyorduk ve öğrendiğimiz an o ödemenin değeri sıfıra iniyordu. Geçici bir köprüydü; karşıya geçtikten sonra arkanıza bakmıyordunuz bile.
Bugün GPT çağında doğru bir ortağa ödediğiniz para o kategoride değil. En azından doğru kurulduğunda değil. Onu bir gider kalemi olarak değil, bir kaldıraç olarak görmek lazım. Çünkü doğru ortak bu vizyonu sizin yerinize üstlendikçe siz daha yüksek katma değerli işlere zaman ayırabiliyorsunuz. Aradaki fark tam da burada. Format parası sizi bir gün kendi ayaklarınız üzerinde durdurmak için ödenen geçici bir bedeldi. Doğru ortağa ödediğiniz para ise sizi sürekli bir üst lige taşıyan bir çarpan. Biri bittiğinde unutulur, diğeri büyüdükçe daha çok kazandırır.
Bu yüzden format atan adamla, tavanınızı yükselten ortağı aynı kefeye koymamak lazım.
İlk dönemde teknolojiye ayak uydurmak için ödediğimiz paralar bizi eksiğimizi kapatmaya çalışırken yoruyordu. Bugün GPT çağında ödediğimiz para ise, doğru kurulduğunda, bizi olduğumuz yerden daha ileriye taşıyor. Mesele aracı edinmek değil; o aracı sizin adınıza kaldıraca çevirecek köprü kurucuyu bulmak.
GPT çağında doğru köprü kurucu, bir gider kalemi değildir. Kaldıraçtır. Ve önümüzdeki birkaç yıl, bu farkı erken görenlerle geç görenleri ayıran çizgi olacak.


